• Kırılgan olma korkumuzu tetikleyen nedir?
  • Kendimizi incinebilirlikten nasıl koruyoruz?
  • Kendinizi kapattığınızda ya da uzaklaştığınızda ne bedel ödüyoruz?
  • İncinebilirliği nasıl kabul edip ele alalım ki; yaşama, sevme, ebeveynlik ve liderlik tarzımızı dönüştürmeye başlayabilelim?

Yukarıdaki sorular Brené Brown’ın “Cesur yanınızı kucaklayın” kitabının önsözündeki sorular. Benim hayatımda da bir kırılma noktası olan bir konu “incinebilirlik”. Çok çalıştığım ve üstüne çok vakit harcadığım bir gelişim alanım oldu. Bana çok değişik değişimler getirdi. O yüzden yukarıdaki sorulara Aysun olarak cevap verirken içinde kendi yolculuğum esas bilgi havuzum; söylemek istedim. Cevaplar bittiğinde ise yeni Aysun’u tarif edeceğim.

Kırılgan olma korkumuzu tetikleyen nedir? Kırılgan olma korkusu benim için hep zayıflığı temsil ederdi. Bir insan benim bu tarafımı görürse beni daha da derin yaralayabilir ya da iş hayatımda daha kolay oyuna getirebilirdi zekâ seviyeme rağmen. Çünkü ben duygusal bir insanım. O yüzden kırılgan olmak gündemimde hiç olmadı. Çünkü kafamdaki bilgi, savaşmalısın, mücadele etmelisin, çözmelisin ve halletmelisin kodlarıydı. Ağlamak ise sadece bana özel bir eylemdi. Kimsenin görmediği ve bilmediği zaman ve mekânlarda gerçekleşen bir iyileşme hali… O yüzden hep uzak durdum bu kırılgan olmaktan.

Kendimizi incinebilirlikten nasıl koruyoruz? Kırılgan olmaktan kendimi korumanın yolu hep duygularımın üstünü kapatmak olarak gerçekleşti. Kızdığımda, üzüldüğümde, incindiğimde, suistimal edildiğimde susmak en büyük silahım oldu, çünkü öyle yetiştirilmiştim. Başkasına kalbimi göstermek zayıflık olarak kodluydu dünyamda ve bu yıllarca değişmedi.

Kendinizi kapattığınızda ya da uzaklaştığınızda ne bedel ödüyoruz? Her üzüldüğümde ve duygularımı kapatıp içime döndüğümde yalnızlaştım. Kendimi koruma duvarlarım kalınlaştı. İnsanların hayatıma girme ihtimali gittikçe azaldı. Algım insanlarda “zor insan” koduna dönüştü. İletişimim azaldı. Hayattaki olasılıklarım kısıtlandı, limitasyonlarım çoğaldı. Düşünce kutularım birikti de birikti. Duygu formüllerim gittikçe karmaşıklaşmaya başladı. Yani hayat daha az eğlenceli daha ciddi olur oldu.

İncinebilirliği nasıl kabul edip ele alalım ki; yaşama, sevme, ebeveynlik ve liderlik tarzımızı dönüştürmeye başlayabilelim? Bu en son soruyu kurumsal hayatımda hiç gerçekleştiremedim. Kurumsal hayatım bitene kadar bildiklerimi yapmaya devam ettim, istikrarlı ve kararlı bir şekilde. Ancak bir travma yaşayıp bu hayatım bitince ve “neler oluyor?” demeye başladıktan sonra bunlara bakmaya başladım. Aşağıdaki paragrafta, yukarıdaki tüm sorular ile ilgili, bugünün Aysun’u, değişimi devam eden ama bugün olduğu yerden sahip olduğu bakış açıları ile cevaplayan Aysun’un bilgileri var. Bakalım neler olmuş…

Duygumu serbest bırakmak istediğimde tek bilgi var; ben ve kalbimin hissettikleri. Başkaları ne düşünür cümlem artık nerdeyse yok. Duygumun çeşidine göre kendimi ifade ederken de sadece “hissettiğim bu” bilgisi var. Bana şunu hissettirdin, bana bunu yaptın, nasıl bunu dersin bilgisi hiç yok. Çünkü her şey benimle ilgili başkası ile ilgili değil. Bunu yapmaya başladıkça kontrol duygum azaldı yerini özgüvene bıraktı. Birisi alanımı ya da beni suistimal etmeye kalktığında (bilerek ya da bilmeyerek, farkında olarak ya da olmayarak) “bu yaptığın şey ya da söylediğin söz aslında bana iyi gelen bir durum yaratmıyor. Çünkü bu benim dünyama müdahale bunu sana anlatabilmem için bana nasıl yardımcı olabilirsin?” diye sordum hep. Bir süre sonra enerjim değiştiği için insanlarında yaklaşımı değişti. Her şeye önce “hayır” derken kendimi korumak adına sessiz kalıp olmasına izin vermeye başladım. Hem yepyeni duygularla tanıştım hem de özgürleştim.

Kırılgan olabilmek cesaret gerektiriyor, doğru. Olmasına izin verdiğiniz her şey katkıya dönüşüyor, sizi büyütüyor, kalbinizi genişletiyor, kötü duyguları uzaklaştırıyor, şükran duygusunu arttırıyor, iç huzurunuzu yükseltiyor. Hayatınızın kalitesi artıyor, artık evren size daha çok hizmet etmek istiyor. Bu bir yolculuk mu? Evet. Bazen tökezleniyor mu? Evet.

En muhteşemi ise hep daha çok SEN olmana hizmet ediyor. Cesur yanınızı kucaklayın.

Eyvallah…