Loading...

CİCİTUBİŞ

Tanışmamız Aralık 2015’te gerçekleşti. Hikayemiz, çok yakın bir arkadaşının bizden aldığı, The Bars seansının etkilerinden etkilenerek, merak edip, seans için geldiğinde başladı. O sırada Tuğba ile ilgili derin bir fikrim olamadı. Zaman konusunda çok rahat değillerdi. Seans arkasından kısa bir süre sonra Tuğba’dan, yaşadığı deneyimlerden etkilenip, eğitim almak istediğini söyleyen bir telefon aldım. Eğitim günü bana göre bambaşka geçti. Eğitimlerimde gerçekleştirdiğim standardı yakalayamadım çünkü milyarlarca sorusu vardı ve hepsi de Access’i sorgulayan sorulardı. Sonra anladım ki bu Tuğba’nın kendisiydi…

Access dünyasına girişi turbo hızıyla oldu. The Bars, Foundation, 3 Günlük Access Beden Sınıfları ve arkasından Gary/Dain’in Amerika ve Kanada sınıfları Yaklaşık 3 ay sonra o da ana lisansını almış bir Access Consciousness eğitmeni yani CF olacak (Certified Facilitator).

Mütevazı ve biraz da mutaassıp bir ailenin kızı Tuğba. Kıymetli bir karışım. Hayatının bir kısmını Tokat’ın Zile kasabasında geçirmiş. Sonra İstanbul’da üniversite hayatı ve Amerika’da üstüne başka bir eğitim… Tepsisinde bazen tipik Türk görüşleri bulursunuz bazen de Amerika bakış açıları. Dedim ya kıymetli bir karışım.

Hayatıma girdiği gün, bugünkü yol arkadaşlığımızı asla tahmin edemezdim. Zaten “kıymetli” olması da tahmin edilemez olmasından geliyor. Yüreğinde inanılmaz bir naif ve saygı dokusu varkalbini sana açmışsa o dokuyu hiç düşünmeden limiti olmadan sunar. Saygı ve sevgisi o kadar gerçektir ki eğer sen gerçek değilsen rahatsız olursun. Mış gibi bir alanı yoktur, mantık insanı olmakla beraber akıl zarar da enerji okuyan bir tarafı vardır. Zaten astroloğu da yakın zamanda öyle dedi Bu yüzden, o dünyadan da tasdikli cicitubiş. Cicitubiş, Tuğba’nın bazı sosyal platformlarda kullandığı kullanıcı adı. Çünkü gerçekten de cici…

Tuğba ile yolculuğumuz bir anda danışan eğitmen ilişkisinden, iş elbisemizi paylaşma yoluna kaydı. Baktım ki hayatını kurcalıyor, sınıflara geliyor, bu dünyaya göz kırpıyor; gel beraber yapalım dedim. Tabi ki tipik Tuğba “ben taahhüt veremem de, sabah 09.00-18.00 çalışamam da, istediğim zaman giderim de vs.” dedi dedi durdu. Bende dedim ki “sana bunları yapmanı kim söyledi? Benim söylemediğim kesin bilgi çünkü”. Dedim ya, illa önce bir “hayır” demesi gerekiyor ki sonra evet diyebilsin. Bu arada kendisiyle de şahane çelişir. Bir konu olur ve “Tuğba bunu sen takip edebilir misin?” dersin ve o konuyu unutabilirsin. Her detayını, gelişimini, tamamlanma sürecini %100 mükemmelliyetçi seviyesinden takip eder ve sizi şoka sokar. Komik değil mi? Bu kadar pazarlık yapıp “çalışmayacağım” diyip sonra alkışlık iş çıkarsın. Dedim ya bu Tuğba’nın kendisi…

Günler geçerken, size diğer bir yazımda anlattığım (ölüm ya da bilmediğimiz taraf isimli blog yazım) olayı yaşadık. Ben ölümü deneyimlerken her ân yanımdaydı. Babasını kaybedeli altı yıl olmuştu. Babasının bir tanesiydi. Babası onu kendi dokusu gibi işlemişti. Hayata dair bildiklerinin çoğu o muhteşem adamdan geliyordu. O bir hümanoid’di (algı seviyesi çok yüksek, enerji, insan okuyabilen kişi), Tuğba’da dünyaya gelirken hümanoid olmayı seçmişti. Babasının hastalık döneminde her dakika yanında olduğu için yarı doktor olmuştu, bilgisi, hastane içi akışlar, ilaçlar vs. En önemlisi de hasta psikolojisi. Yanımda olan tüm arkadaş ve dostlarıma minnettârım ama Tuğba’nın yanımda oluşu farklıydı. Ne yaşadığımı gerçekten algılayıp neye ihtiyacım olduğunu sormadan yapan ve bilen tek kişi o oldu. İşte o gün, artık o benim için “gökyüzü kardeşim”di. Yani, aynı anne ve babadan doğma ihtiyacı duymadan “kardeş” duygusunu hissedebildiğin kişi. Biliyorumki bunu KENDİ öyle olduğu için yaptı ama benim dünyamda, ömrümün sonuna kadar “minnettar” olacağım bir parçam. Bazen gözümün içine baktı anladı ne demek istediğimi, bazen ağlarken elimi tuttu, bazen “yemiyeceğim” diyince Tuğba olmaktan vazgeçip (Tuğba ısrar eder çünkü)  “Aramıza dönmek için, bedeninin bunu yemeye ihtiyacı var” diyerek beni harekete geçirecek cümleyi söyledi. Herkes yanımda sırayla kalıyordu (minnettarım); kendime olan sabrım tükendiğinde “merak etme ben gelir sessizce kalırım” dedi. Herkese, her şeye, hayatıma çok şükür…

Bazen günler oldu, çok konuşup beni yorarak, tahammülümü çok zorladı. Onu dinledim, dinledim, dinledim, dinledim… İyi ki dinlemişim, çünkü konuştuğu şeylerin altında başka bir mesajdan bahsediyordu “olduğum yerden çıkmak istiyorum” diyordu. Ben de tam da burada “onun istediği şey için buradaydım”.  Hâlâ patinaj yapıyoruz oraya bakmak istemiyoruz ama bir gün gelecek ve el ele tutuşup düğümün ilk halkasını çözeceğiz. Bir yola çıktığımız çok belli, nereye gideceğiyse soru işareti. Merak da eden yok zaten.

2016 Mart ayında beraber Paris’te bir Access sınıfına katıldık. Tuğba’nın ilk yurtdışı Access sınıfıydı. Benimse “Aysun, Paris’e benimle gelir misin?” diyene kadar da hiç katılmayı düşünmediğim bir sınıftı. Hayatıma öyle bir katkısı oldu ki bunu yazmak istersem bir kitap konusu. Bunun için de ona ayrıca minnettarım.

Kendi hayatının dışında herkesi düşünür, herkese yetecek zamanı vardır, herkesi dinler, herkesin yaslanabileceği kadar geniş bir kalbi var. Ama artık o da farkında ki merkeze kendini koyma vakti geldi de geçiyor… Şahidim, bunun için de çok çaba sarf ediyor. O da olacak ve ben yine onun yanında olacağım.

Beni aradığı zaman ilk kelimesi “yapıyosun” dur. Bunu, ancak duyarsanız enerjisini ve onun kalbini hissedebilirsiniz. Gerçekten konuşmayı yeni öğrenen bir kız çocuğunun saflığı ve enerjisi ile açar… Aslında o enerji size olan sevgisidir. Müthiş bir sanatçı yeteneği vardır, resim yapar, inanılmaz boyama yeteneğiyle hem eşyalara hayat verir hem de onları yeniden yaratır. Ne de olsa bir balık kadını.

Varlığına minnettarım, müteşekkirim ve seviyorum… İyi ki varsınnn!

2016-11-13T17:23:12+00:00 12 Temmuz 2016|